Etkinlikler

'Çernobil'i unutmadık, nükleer santrale izin vermeyeceğiz!' Basın toplantısı

26
Nis 2012

Çernobil felaketinin 26. yıldönümünde, bir kez daha nükleer santral istemediğimizi söylemek üzere bir araya geldik. Küresel Eylem Grubu’nun çağrısı ile Antikapitalist Öğrenciler, Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği, Dünya Yalnız Bizim Değil Platformu, Doğa Derneği, Greenpeace, Devrimci Sosyalist İşçi Partisi, TEMA Vakfı ve Yeşiller Partisi’nin ortak basın açıklamasını sanatçı, aktivist Pelin Batu okudu.

Basın açıklaması metninde de ifade ettiğimiz gibi “Zamanında radyasyonlu çayları içenlere, dünya nükleerden vazgeçerken önerimiz, nükleer santral kurma fikrinden vazgeçmeleri ve üzerine bir bardak soğuk su içmeleri “ oldu. 28 Nisan, Cumartesi günü de saat 15:00’de, Galatasaray Lisesi önünde tekrar kalabalık olarak bir araya gelelim çağrısı ile son bulan basın metnimizin tamamı.

Değerli basın mensupları,
26 yıl önce, 26 Nisan 1986’da Ukrayna’da, Çernobil Nükleer Santrali’nde saat 01.23’de büyük bir nükleer facia yaşanmıştı. Çernobil’in dört numaralı reaktörünün üzerindeki 500 ton ağırlığındaki masif çelik kapak gökyüzüne fırlarken, büyük miktarda radyoaktif serpinti yirmiyi aşkın ülkeyi etkilemişti. Hiroşima ve Nagazaki’ye atılan atom bombalarından binlerce kat fazla radyasyon toprağa, havaya, denize karıştı.  Nükleer santral sahibi tüm devlet ve şirket yetkililerinin yaptıkları gibi Rus devlet yetkilileri de önce kazayı, sonra da kazanın sonuçlarını gizlemeye çalıştı. Oysa kazanın vahim sonuçları; en az 60 bin kişinin ölmesi, 165 bin kişinin sakat kalması ve 400 bin kişinin göç etmek zorunda kalmasıydı. Bu vahim tablo gizlenemediği için aradan 26 yıl geçmesine rağmen Çernobil felaketini unutturamadılar.

Kaza Ukrayna’da meydana gelmişti ama Türkiye de kazadan nasibini almıştı. Türk Tabipler Birliği’nin “Çernobil Nükleer Kazası Sonrası Türkiye’de Kanser” raporunda; Çernobil'deki patlama sonrasında oluşan radyoaktif bulutların 3 Mayıs 1986 Cumartesi günü Türkiye’ye ulaştığı on gün sonra da tüm Türkiye’ye radyo aktif parçacıkların yayıldığı tespit edilmişti. Hopa’da meydana gelen ölümlerin yüzde 47,9’unun kanserden kaynaklandığı da yine aynı raporda ifade edilmekteydi.

Nükleer santrallerin ne kadar tehlikeli olduğunu her fırsatta gizlemeye çalışan, her bir nükleer kazadan sonra çay içip, fındık yiyen, denize giren, televizyonlara, gazetelere demeçler verip artık daha güvenli nükleer reaktörler yapıldığını iddia edenlere; biz söylemiştik demeyi asla istemeyeceğimiz yeni bir kaza daha yaşandı. Bu kaza 11 Mart 2011’de, tıpkı Türkiye gibi deprem kuşağında olan, ama teknolojik olarak Türkiye’den kat be kat ileride yer alan, nükleer santralleri yerinde gidilip görülen ve test edilen Japonya’da Fukuşima’da gerçekleşti.

Değerli basın mensupları,
Nükleer teknolojinin tarihi kazalarla doludur. Nükleer teknolojide ne tedbir alınırsa alınsın, ne kadar teknolojik gelişme kaydedilirse kaydedilsin tehlike derecesi büyük ya da küçük çok sayıda nükleer kaza olmakta ve bu kazalar büyük hasarlara yol açmaktadır. Çernobil ve Fukuşima sadece isimlerini en fazla dile getirdiğimiz kazalar.

Nükleer teknolojinin tarihi aynı zamanda yalanlarla, yolsuzluklarla, rüşvetle doludur.
AKP hükümeti Akkuyu’da yapılacak nükleer santralin “en ileri teknolojiye sahip, depreme ve uçak çarpmasına dahi dayanıklı ‘bırak git’ reaktörlerinden” olacağını iddia ederken, santralin yapımı için anlaştığı Rosatom şirketinin uzmanlığından, güvenilirliğinden bahsetmekteydi. AKP hükümetinin uzmanlığı ve güvenirliliği açısından yere göre sığdıramadığı Rosatom şirketi, şu anda Rusya Federal Savcılığı’nın soruşturması altında. Şirketin teknolojik, ekonomik ve politik skandalları ayyuka çıkmış durumda. Şirket yolsuzlukla ve nükleer reaktörler için adi malzeme satmakla suçlanırken, şirketin satın alma müdürü, makine yapım tesisi için düşük kalitede hammadde satın almak ve geriye kalan parayı kendinde tutmakla suçlanarak tutuklandı. Akkuyu nükleer santral inşası için Rosatom ile yapılan sözleşme ise  “yap işlet ve santralin sahibi ol” modeline dayanıyor. Rus şirketi nükleer santrali hem finanse edecek hem işletecek hem de sahibi olacak. Bu koşullar altında Rosatom şirketinin, maliyet yatırımlarını azaltmak ve inşaat süresini kısaltmak için elinden geleni yapacağı da aşikâr.

Değerli basın mensupları,
Fukuşima felaketinin ardından dünya nükleer enerjiden vazgeçiyor. Hem nükleer bomba felaketini hem de nükleer kazayı acı deneyimlerle yaşayan Japonya, 54 nükleer reaktöründen vazgeçti. Almanya 7 nükleer santralini kapattı, 2022 yılına kadar da tüm santrallerini aşamalı olarak devre dışı bırakacak. İsviçre, 2034 yılına kadar 5 nükleer santralini kapatma kararı alırken, 3 yeni nükleer reaktör planını iptal etti. İtalya’da, Haziran 2011’de yapılan referandumda halkın %95’i nükleer santral istemediklerini söylediler. Bunun sonucunda İtalya nükleer santral kurulmayacak ülkeler listesine katıldı.  Bulgaristan Hükümeti Rosatom şirketi ile yaptığı 2000 MW’lık nükleer santral projesini ekonomik sebepler ve Rusya’ya artan enerji bağımlılığı sebeplerinden dolayı tek taraflı olarak iptal etti.
Türkiye’de de durum farklı değil. Greenpeace’in Nisan 2011’de açıkladığı, A&G araştırma şirketine yaptırılan kamuoyu araştırması sonuçları Türkiyelilerin yüzde 64’ünün nükleer istemediğini söylüyor. Nükleeri güvenli bulmayanlar da eklenince bu oran yüzde 73’e çıkıyor. Akkuyu’ya nükleer santral kurmak isteyen şirket daha geçenlerde Mersin’de bomboş salonlarda ikna turları attı. Akkuyulular 40 yıldır nükleere karşı direniyorlar.
Rüzgâr, güneş, jeotermal, dalga gibi yenilenebilir enerji kaynakları dururken Çernobil, Fukuşima gibi felaketleri insanlara yaşatan, her an benzer bir felakete yol açma potansiyeline sahip, tehlikeli, maliyetli, yüzyıllarca olağanüstü koşullarda saklama zorunluluğu olan atıklar üretecek bir enerjiyi istemediğimizi bir kez daha dile getiriyoruz.
Türkiye'de çok sayıda hükümet nükleer santral kurma girişiminde bulundu. Hiç biri başarılı olamadı. AKP hükümeti de ne Akkuyu'da ne Sinop'ta ne de başka bir yerde nükleer santral kuramayacak. Çünkü Türkiye'nin yüzde 73'ü nükleer santrallerin tehlikeli olduğunu biliyor. Çünkü ne Çernobil'i unuttuk ne de Fukuşima'yı. Ve yeni nükleer felaketlerin yaşanmaması için nükleer santral kurulmasına izin vermeyeceğiz.
Zamanında radyasyonlu çayları içenlere, dünya nükleerden vazgeçerken önerimiz, nükleer santral kurma fikrinden vazgeçmeleri ve üzerine bir bardak soğuk su içmeleridir.

•    28 Nisan 2012, Cumartesi günü saat 15.00’de Galatasaray Lisesi’nin önünde
“ÇERNOBİL’İ UNUTMADIK, NÜKLEER İSTEMİYORUZ” demek için, rüzgârgüllerimiz, müziğimiz, sesimizle buluşuyoruz. Destek ve katılımınız bekliyoruz.